“Kalbim, bu zulümlü sevda kar altındadır.”

Bir.Garip.Yolcu tarafından

Yıllar yıllar önce yazı yazmayı seven bir kız çocuğu yaşarmış. Yazınca rahatlar, nefes aldığını hissedermiş. Bulduğu her firsatta kitap da okurmuş. Hani derler ya kitap boş zamanda okunmaz, okunuyorsa da boş zaman sayılmaz. İste bu kız, kitap okumak için ayrı bir zaman dilimi oluşturduğu gibi, boş zamanlarında da eline sürekli bir kitap alırmış. Gel zaman git zaman arkadaşları bu kızın adını “Kitap kurdu” koymuşlar. Bu kızı gördüklerinde akıllarına kitap, kitap gördüklerinde de aynı şekilde bu kız gelirmiş. Üniversiteyi kazanınca babasının kırtasiye sahibi arkadaşı, bu kıza siyah renkli deri cep boy bir defter hediye etmiş. Yazmayı, kitapları, defterleri çok seven bu kız çok sevinmiş bu hediye deftere. Sürekli yanında taşımış. İcinden duyguları taşmaya yüz tuttuğunda alırmış eline kalemi ve bu “kara kaplı defter”i ; yazarmış. Tramvayda, şehirler arası otobüste, uçakta,evde, okul bahçesinde, kantininde yaza yaza bitirmiş defterin tüm boş sayfalarını. Sonra başka bir defter, sonra başka bir tane. Ama hiçbiri o “kara kaplı defter”in yerini tutamamış.

Zamanla bu kız okulla daha çok ilgilenmeye başlayınca yazma geri planda kalmış. Aldığı, yazılarla doldurduğu defter sayısı azalmış. Yazma sevdası karlar altında kalmış, okuma sevdası gibi. Sadece kitaplara, defterlere para verip kitaplığına koyar olmuş.

Araya perde çekilen her sevdada aklıma Ahmet Arif’in şu dizesi gelir: “Kalbim, bu zulümlü sevda kar altındadır.”

Bu kız çocuğunun yazma ve okuma sevdası zulümlü değildir ki, neden kar altında kalmıştır?

İcimdeki kız çocuğu hala cevaplayamaz bu soruyu.