ruzgarinsarkisi

“Kalbim, bu zulümlü sevda kar altındadır.”

Yıllar yıllar önce yazı yazmayı seven bir kız çocuğu yaşarmış. Yazınca rahatlar, nefes aldığını hissedermiş. Bulduğu her firsatta kitap da okurmuş. Hani derler ya kitap boş zamanda okunmaz, okunuyorsa da boş zaman sayılmaz. İste bu kız, kitap okumak için ayrı bir zaman dilimi oluşturduğu gibi, boş zamanlarında da eline sürekli bir kitap alırmış. Gel zaman git zaman arkadaşları bu kızın adını “Kitap kurdu” koymuşlar. Bu kızı gördüklerinde akıllarına kitap, kitap gördüklerinde de aynı şekilde bu kız gelirmiş. Üniversiteyi kazanınca babasının kırtasiye sahibi arkadaşı, bu kıza siyah renkli deri cep boy bir defter hediye etmiş. Yazmayı, kitapları, defterleri çok seven bu kız çok sevinmiş bu hediye deftere. Sürekli yanında taşımış. İcinden duyguları taşmaya yüz tuttuğunda alırmış eline kalemi ve bu “kara kaplı defter”i ; yazarmış. Tramvayda, şehirler arası otobüste, uçakta,evde, okul bahçesinde, kantininde yaza yaza bitirmiş defterin tüm boş sayfalarını. Sonra başka bir defter, sonra başka bir tane. Ama hiçbiri o “kara kaplı defter”in yerini tutamamış.

Zamanla bu kız okulla daha çok ilgilenmeye başlayınca yazma geri planda kalmış. Aldığı, yazılarla doldurduğu defter sayısı azalmış. Yazma sevdası karlar altında kalmış, okuma sevdası gibi. Sadece kitaplara, defterlere para verip kitaplığına koyar olmuş.

Araya perde çekilen her sevdada aklıma Ahmet Arif’in şu dizesi gelir: “Kalbim, bu zulümlü sevda kar altındadır.”

Bu kız çocuğunun yazma ve okuma sevdası zulümlü değildir ki, neden kar altında kalmıştır?

İcimdeki kız çocuğu hala cevaplayamaz bu soruyu.

Yaşamın kıyısında…🌊

Mutlu yıllar?

Ölümle başlanan bir yıl. 

Eğlenmek icin giden ama eve dönemeyen yarım kalmış hayatlar,umutlar,dilekler…

Sonlanan hayatlar yaşamın kıyısındaki bizlerin sırtına acı bir yük.

Kıyafet değil ki çıkarıp rahatlayalım. Kolay değil ki ; vicdanını sosyal medyada yaptığı paylaşımların yanında bırakanlar gibi olalım.

Mutlu yılların olsun sevgili, 

Umutla baktığın ufukların olsun. 

Bizler de ölüm bizi nerde,nasıl karşılayacak merakıyla hayata tutunmaya ve yaşamanın,yaratılmış olmanın manasına ermeye çalışalım.  

Yaşam kırıntısı..🕊

Kaçıyordum.

arkama bakmadan.

Bakamadan.

Geçmişi unutmaya mahkum ve gelecekten mahrum bir şekilde
kaçıyordum.
Neyden mi?
Bilmiyorum.
Bir yerlerde büyük bir hata yapmış olmalıyım.
Yoksa bu kadar acı ve gözyaşı sırtlanmazdım omuzlarıma.
Silinmeye mahkum dediler
koşmaz ve durur isen eğer;
mahkumdur yaşadıkların ve anıların yok olmaya,
hayallerin elinden alınmaya mustehakdır
dediler,
adlarını bilmediğim,
yüzlerini hatırlamadığım
insan sandığım
belki de yanıldığım o adamlar.
koşmalıyım. Sevgili okur.
Çünkü esiriyim
korkumun.

Esiriyim;

anılarımın.

Yağmur başladı sonra.
botlarımdan ayaklarıma doğru su geçişini gayet net hatırlıyorum.
Yeni almıştım oysa ,
botlarımı.
Yeni kurmuştum daha mutluluk, başarı, muhabbet hayallerini.
Hayallerim gözyaşlarıma binip aktılar
yerdeki çamurlu suya hasret kalmışcasına

Hızla.

Koştum.

 

 

“Benimle kal…🍃”

Hayallerimdeki beni tanımalısın. 

Hayallerimdeki benle konuşmalı ve yaptığı komikliklere gülmelisin.

Herkesten uzakta sevgiye hasret iken sarılmalısın 

hayallerimdeki ben’e…

Daha eğlenceli ve hayat dolu olması hasebiyle belki daha çok anlaşır ve özgüvenine hayran kalarak daha çok gurur duyarsın basarılarıyla.

Hayallerimdeki beni özlüyorum.

Bekliyorum

Umudun batan güneşin ardından batmasına aldırmadan,

Her gecenin bir sabahı vardır sözüne sımsıkı sarılarak

Bekliyorum hayallerimdeki beni

ve ardından seni.

Gelmeni.

Bekliyorum.

Hayallerimle..🌼

E.A.’ya…

Saatten haberim yok. 

Kendimden de.

Senden de…

Olsun isterdim

Bir şeylerden haberim.

Özlediğimi kendime itiraf etmekten

usandım,

bir parça.

Yoruldum

Çaresizce düşünmekten,

Hayallerde dahi sensiz düşmekten…

Hayallerimde bile 

Yıllar sonra kavuşuyoruz

Hayaller benim elimde değil mi? 


Senden kalan çok şey var.

Benden sana pek bir şey kalmadığı için

Pişmanım.Üzgünüm.

Bu kalem gibi bitik…

Kalem değiştirilir, sıkıntı değil.

Özlem giderilir kavuşmakla.

Kavuşmak…

Mümkün mü? 

Belki de kavuşmamalıyız bir daha.

Bilmiyorum.

Bildiğim bir şey var: 

Seni özlüyorum.

20.11.2016-Pazar

Yağmur

Yagmur yağıyor.

Ve ben korkuyorum.

Sanki yeryüzüne düşen her damla,yakama yapışıp benden hesap soracakmış gibi korkuyorum.

Yağmur yağıyor. 

Şiddetine ve hızına bakarsam seller de akacaktır yakındır. 

Lakin Arap kızı umrumda değil şimdi.

Çünkü korkuyorum.

Ve yağmur yağıyor.

İşlediği gizli günahlar açığa çıkarsa diye korkan bir insan gibi, 

Her zaman yolunu gözlediğim yağmurdan 

Bu sefer korkuyorum.

Bir hata yaptı. 

Ve sonu ölüm oldu.

Yaşarken ölmemeliydi insan.

Ölümün en kötüsü nefes alırken ölmekti.

Öyleyse sonu ölümcül hatalar yapmamalıydı.

Ama yaptı insan. 

Defalarca.

Ve defalarca öldü.

Her öldüğünde canlıyken öldüğüne inandı.

Oysa her seferinde ölüydü.

Artık bitmeliydi.

Ya gercekten ölmeliydi,

Ya da ölene kadar yaşamalıydi;

Gerçek bir insan gibi…

Ama öldü insan. 

Anlardan bir an#1 

Sessizliğe ihtiyacımız var. Durmaya,soluklanmaya,yaşadığımızı hissetmeye ihtiyacımız var. 

Ey insan, 

Susarken de konuşabiliriz. Hem belki daha çok anlaşırız. 

Susuşmaya var mısın? 

Uyan(amay)ış

Selam.

Saat 15:05 ve ben yeni uyandım bugüne. Aslında hala uyanamadım sayılır. Bu satırları dahi uzanmış bir vaziyette yazdığıma göre. Uyanmadım veya uyanmak istemiyorum. Öyle yeni uyandım dediysem deliksiz bir uyku çektiğimi algılama sevgili okur. Sabah uyanıp iki kişilik kahvaltı yaptım. Kahvemi içtim. Yeni yazarlar takip ettim. Yazılarını okudum. Begendim. Gecenlerde bir blog yazarının bir yazısında şarkı sözlerini okuduğum   sarkıyı indirip defalarca dinledim.(Yazar ferhatkonas. Sarkı:Redd-Bir Yol Bulursun.Tavsiye ederim)  Neyse devam edeyim anlatmaya. Ögleden önce dersim olmadığı icin dün geceden planladığım “kütüphaneye gidip çalışma fikrinden” vazgeçiverdim. Çünkü bugun hasta ve depresif hissediyordum. Evden dışarı çıkmak çok zor geldi. Hem zaten öğleden sonraki derse gidecektim her halukârda. Ders çıkışı kütüphaneye gider gecelere kadar çalışırdım. Ne de olsa her gün kütüphaneye gitmekten de sıkılmıştım. Kendimi ışık hızıyla ikna ettikten sonra iki kişilik kahvaltımı hazırlamaya başladım. Bu arada neden iki kişilik diye içinden geçirmişsindir mutlaka. Hatta bir anlığına kibarlığını bir köşeye bırakarak “Hayvan mısın kızım iki kişilik yemek de neymiş! Al beni de ye! Haydut!”demiş de olabilirsin. Yoksa bilirim sevgili okur, sen esasında çok kibar birisindir. Okula geç gidecegim icin ogle yemegi yemeyecek ve aksam yemegini bekleyecektim. Ders çıkışı kütüphanede çalışacak ve 1-2 saat sonra aksam yemeğini yiyebilecektim. Çünkü okulda yemekler belli saat aralarında çıkıyor. Acıkıp karnım guruldamasın diye kahvaltı ve öğlen yemeğini birleştirip tek seferde yedim. O yüzden iki kişilik menu hazırladım. Neyse sonra biraz uyuyuvereyim dedim öğlenki derse kadar. Okula hazırlanma vakti geldi çattı. Lakin ben hala çok uykusuz hissediyordum. Hemen arkadaslara mesaj atıp bugün hangi derslerin ve hangi hocaların olduğunu sordum. Eğer her ders yoklama alan bir hoca ise devamsızlık hakkım hemen biterdi. O yüzden uyanmak zorunda kalacaktım. Lakin her ders yoklama alan hocanın dersi olmadığını öğrenince kendimi uykunun kollarına teslim ettim. Aralarda yine uyandım. Kendime kızıp,hala uykumun gelmesinden derin bir öfke duydum. Yine de uyanmak istemiyordum. “Şimdi kütüphane de ne kalabalıktır. Off… ” diyerekten uyumaya devam ettim. Sevgili okur, gerçekler acıdır lakin gerçeklerden kaçmak daha acıdır. Çünkü ikincisi seni korkak yapar. Zamanla özgüvenini yer bitirir. Senden geriye korkulu hülyalar kalır ve sen yaşamın kıyısında can çekişirken birinin elinden tutmasını ve hayata döndürmesini beklersin. Ama insanoglunun merhameti ve yardımı bir yere kadar. Bu hayatta yaşam mücadelesi için daha güçlü bir varlığa ihtiyaç duyarız. Neyse derin mevzulara girmeye başladım. Ne diyordum. Ha işte 15:05 te biyolojik olarak uyandım. Vücudum uykuya doymuş ama ruhumdaki açlık devam ediyor. Ruhun besini uyku degil ki öyle hemen doyuversin. Öyle müzikle,sanatla, kitapla da bir yere kadar doyar ruh. Ruhun asıl açlığı inançla son bulur. Temel yapitasi inançtir. Ardından müzik,sanat vs diger değerlerimizle zirveye ulaşırız. Neyseki böyle değerlerle ruhu doyurunca hazımsızlık çekmiyor. Ruhun hazımsızlığı inkar ile oluyor bence sevgili okur. Gerçeği inkar. Ruhu inkar. İnancı inkar… 

Neyse. Hemen harekete geçmeme yardımcı olacak bir arkadaşa mesaj atayım. Evde, sıkılmakta olduğumu, dışarı çıkmak istemeyi istediğimi ancak cesaret edemedigimi falan söyleyeyim de o da bana” Hava cok güzel. Mutlaka çıkmalı ve yaşamalısın.” desin. 

Sevgili okur,

Umarım hava güzeldir.

Ve umarım sen de böyle yaşamın kıyısında çırpınan arkadaşın varsa ona elini uzatırsın.

06.10.16    15:37 

Nerdesin?

4253-ayse-erler-arayis-9784-950pxYolda yürüyordum. Düşünceli ve bir parça efkarlı. Belki karşıma çıkar diye karşılaşabileceğimiz noktalardan tekrar tekrar geçtim. Depresif bir genç sandılar belki çevredeki insanlar. Psikolojik tahlil yapmaya meraklı olanlar bir kat daha dikkatli incelemişti belki de. Ben de öyle yapardım çünkü. Çevremde dikkat çekmeden süzebileceğim birini arar ve o anda ne düşündüğünü, nasıl hissettiğini tahmin etmeye çalışırdım. Ne yazık ki hiçbir zaman rahatça etrafı dikizleyemedim. Yapım gereği insanları incelemenin hoş bir davranış olmadığını düşündüğüm için. Bu yüzden çoğu zaman; zamanın durmasını, insanların o “an”da donmalarını isterdim. Rahatça izleyebilmek ve anlayabilmek için. Tanımadığım ve büyük ihtimal tanımayacağım birinin o anda hissettiklerini veya zihninden ne geçirdiğini anlamam neye yarayacak bilmiyorum. Yine de insanları anlamaya çalışmanın beni daha duyarlı biri yapacağını düşünmüş veya psikolojiye ilgimden dolayı böyle davranmış olabilirim.
Her
neyse.
bu yazıyı okumanı hayal edebilir miyim?  Okuduğunu; ve benim ben, senin sen olduğunu anlamanı ve gelip beni bulmanı veya seni bulabilmem için ortaya çıkmanı hayal etmek istiyorum.
sevgili okur,
onu bulduğumu ve her şeyin yoluna gireceğini hayal edebilmem için bana bir parça cesaret ve umut gönderebilir misin ?